DOLAR37,9490% -0.04
EURO41,6149% 0.71
STERLIN49,7974% 0.74
FRANG43,3406% 0.7
ALTIN3.837,48% 0,28
BITCOIN83.575,85-1.097

SOSYOLOG ŞÜKRÜ BİLGİÇ YAZDI

Yayınlanma Tarihi : Google News
SOSYOLOG ŞÜKRÜ BİLGİÇ YAZDI

Demokrasinin doğduğu topraklardan kaldırılmasının üzerinden iki bin beş yüz yıl geçti. Nasıl olduysa içinde bulunduğumuz yüzyılda define bulunmuş gibi, neredeyse bütün dünyada, demokrasi kutsanan bir yönetim biçimine dönüştü. Gelinen noktada toplumsal yaşamda: “Ben demokrat değilim.” deme cesareti bile gösterilemez olundu.
Oysa demokrasinin ilk ortaya çıktığı Antik Yunan’da bile çok fazla uygulanmamıştır. Antik Yunan’ın en büyük düşünürlerinden olan Platon’a göre: “Demokrasinin temel değerlerinin bireycilik, çıkarcılık ve cehalet olduğunu söyler ve demokrasinin öngördüğü eşitliğe karşı çıkar.”
Bir diğer Antik Yunan filozofu olan Aristo ise: “Demokrasiyi kötü yönetimler arasında sayar ve ona göre demokrasi, çoğunluğu/kamu yararını değil sınıfsal çıkarı esas alan bir yönetim.” biçimidir.
Gel gelelim günümüz demokrasisine, her ne kadar halkın kamusal güç olarak iktidarı belirlemesi olarak nitelendirilse de gerçek hayatta hiç de böyle olmamaktadır. Her şeyden önce varolan yönetimi beğenmeyen şahıs veya toplumsal kesimler/gruplar/partiler alternatif bir yönetim oluşturmak ve teşkilatlandırıp demokratik sürece dâhil olabilmek için var olan yani eleştirilen erkin kurallarına göre oyun oynamak zorunda kalmaktadır. Aksi takdirde muhalefet bile edemezler. Yönetime talip olunan yolculukta aslında daha ilk adımda yanlış düğüm atarak kendi düşüncelerinden uzaklaşmaya başlarlar.
İkinci yanlış adım ise ortaya konulan düşüncenin kamusal yönetime yansıması için çoğunluğu elde etme şartının aranmasıdır. Dünyanın en ideal düşüncesine bile sahip olsanız çoğunluğu sağlamadığınız müddetçe bu durum bir anlam ifade etmeyecektir. Sistem, çoğunluğu elde etmek için sizinle aynı düşünceye sahip olmayan diğerleriyle birlikte hareket etmenizi, ittifaklar kurmanızı ya da yalnızları oynamanızı zorunlu kılmaktadır.
Üçüncü büyük hata ise, içinde bulunduğumuz çağda, propaganda yapabilmek için büyük bir sermayeye ihtiyaç duyulmasıdır. Sermaye sahiplerinin genelde yönetimle bir sıkıntısı olmaz. İktidarla sıkıntılı olan sermaye sahiplerini yanlarına alıp propaganda sürecini güçlendirmek için ise zenginlerle gizli anlaşmalar yapmak zorunda bırakır. İktidar olunduğunda ise kapılarını ilk çalacak olanlar zenginler olacaktır. Verdikleri desteklerinin karşılığı olarak ihalelerden pay, makamlardan mevkiler almak isteyeceklerdir.
Dördüncü büyük hata ise yönetilen kesimin büyüklüğüdür. Ne kadar çok kişiye hitap edilirse o kadar çok kişiye güvenme zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bir köyün idaresine talip olursanız muhtemelen bütün azaları tanırsınız. Oysa ülke yönetimi böyle değildir. Daha kompleks bir yapının içinde kendinizi bulursunuz. Yani iş sadece sizinle bitmeyecektir. Güvendiğiniz her kişi sizi yıpratan ve sizi aşağı çeken bir kişiye dönüşebilme kapasitesine sahiptir. Zira genel başkanları devirenler çoğunlukla yardımcıları olmaktadır.
Beşinci büyük hata ise bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde siyasetin çok etkin olması ve diğer bütün toplumsal kurumlara baskın gelmesidir. Bu sınırsız yetkinlik baş döndürmekte ve büyük riskleri beraberinde getirmektedir.
Altıncı büyük hata ise kelimelerin sihridir. Huzur, güvenlik, toplumsal uzlaşı, şeffaflık, barış, adalet vb demokraside en çok vurgulanan değerler olmasına karşın en çok hata yapılan ve içi boşaltılan kelimeler yine bunlar olmaktadır.
Bu yönleri ve daha saymadığımız birçok yönleriyle demokrasi çıkmazlarıyla ideal bir yönetim olmaktan uzaklaştırmakta ve iktidara talip her kişiyi daha iktidar olmadan, istenmeyen kişilere/yapılara, gebe bırakmaktadır. Kendisine inanan kişileri ve kesimleri mağdur etmeye devam etmektedir.
Daha önce denenmiş ve sonuç alınamamış bir sistem için zaman kaybetmeye gerek yoktur. Aynı yöntemler aynı sonuçları getirir. Bu kadar mağdur yeter. İnsanlar daha iyi yönetilmeyi hak ediyor.

Şükrü BİLGİÇ
Sosyolog

YORUM YAP